Yazı Detayı
30 Haziran 2018 - Cumartesi 23:32
 
KONT DRAKULA KEMALPAŞA'DA
Rahim SAĞ
rahimsag@kemalpasaaktuel.com
 
 

Kemalpaşa’nın tarihinde, burada yaşadığı bilinen şahsiyetlerden biri de daha çok sinema filmlerinden vampir kişiliği ile tanıdığımız Kont Drakula’dır. Kont Drakula; pek çok roman, tiyatro, opera ve sinema filmine konu olmasına rağmen hayali bir kahraman olmayıp tarihte tanınan önemli bir tarihi kişiliktir.

 

Ancak onun özellikle sinemadaki “vampir” filmlerine konu oluşu, tarihsel kişiliğini gölgelese de asıl adıyla III.Vlad ya da Osmanlılar tarafından tanımlandığı adıyla “Kazıklı Voyvoda” olarak bilinir. İşte “Kazıklı Voyvoda” ya da vampir “Kont Drakula”, hayatının belli bir dönemini, o zaman adı Nif olan Kemalpaşa’da geçirmiştir. 

Şimdi, önce arkanıza yaslanın sonra da heyecanlı ve esrarengiz bir tarihsel olayı okumaya hazırlayın kendinizi… Çünkü Kont Drakula’nın maceralı hayatının bir bölümünün geçtiği Kemalpaşa’ya gelişi ve sonrası, sinema filmlerini aratmayacak derecede sürükleyici ve esrarengiz bir dizi olaylar zinciridir.

Kont Drakula’nın Eflak’ta başlayıp Kemalpaşa’ya gelişiyle ilginçleşen ve sonrasıyla esrarengiz bir hal alan öyküsü, Osmanlı padişahı II.Murat’ın Macaristan seferi sırasında başlar. II.Murat, Macaristan seferi sırasında, kendisini tuzağa düşüreceğinden şüphelendiği II.VladDrakul’u, yani Kont Drakula’nın babasını,sefer dönüşü esir ederek yanında getirir ve Gelibolu Kalesi’nde hapseder. Bir süre sonra daII.Vlad’ı, Edirne’deki saraya getirtir. II.Murat’ın huzuruna çıkarılan II.VladDrakul, Sultan’a derin saygılarını sunar ve bir süre Saray’da misafir edildikten sonra bir takım teminatlardan, Osmanlı’ya bağlılık sözlerinden ve verdiği yeminlerinden sonra Eflak Voyvodası olarak ülkesi Eflak’a dönmesine izin verilir. II.Vlad’dan istenilen teminatlardan biri de iki oğlunun, yani Vlad ve Radu’nun Edirne Sarayı’na gönderilmesidir. 

Bizans Tarihi adlı eserinde Dukas (1400-1470) yaşadığı dönemde meydana gelen bu olayı “Murad, bunu da (baba II.Vlad’ı) zincirbent olarak Gelibolu’ya gönderdi ve oranın kalesine hapsetti. (…)  Dragulios birçok zaman kalede kaldıktan sonra, kendisinden çocuklarının rehin olarak verilmesini istediler. O da küçük yaşta bulunan çocuklarını getirerek teslim etti. Murad bu çocukları alarak, Anadolu’ya yani Asya’nın Nif kalesine gönderdi ve bunların iyi muhafaza olunmalarını tenbih etti. Dragulios da bundan böyle sadık olacağına dair kendisinden yeminli teminat alındıktan ve kendisine de teminat verildikten sonra, tahliye edildi ve Ulah memleketine gönderildi.” şeklinde nakletmektedir.

Böylelikle Osmanlı Sarayı’na alınan Prens Vlad’ın, diğer adıyla Kont Drakula’nın Edirne’de başlayan, Nif’te/Kemalpaşa’da devam eden çocukluk ve ergenlik yılları başlamış olur. Bu durum, genel bir Osmanlı devlet politikasıdır:  Egemenliği altına aldığı topraklara kendi yöneticilerini atamak yerine, o bölgede saygınlık kazanmış olan yerel yöneticileri belirli koşullarla görevlendirmek, hatta onların çocuklarına Saray’a alıp eğitim vererek gelecekteki yöneticilerini de kendi himayesinde yetiştirmek…Böylece küçük Vlad, henüz 11 yaşındayken kardeşi Radu ile Edirne Sarayı’ndaki eğitimine başlar. Yıl, 1442’dir.

Çocuk Vlad’ın Edirne Sarayı’nda geçirdiği günlerdeki en büyük şansı, II.Murat’ın kendi ile yaşıt olan oğlu Mehmet’tir. Şehzade Mehmet, tarihe “Fatih Sultan Mehmet” geçecek ve İstanbul’u alacak olan Fatih’tir. Yaşıt iki çocuk, Mehmet ve Vlad, Edirne Sarayı’nda; içinde cebirden dilbilgisine, kılıç kullanmaktan at binmeye kadar kapsayıcı ve yoğun bir eğitim programına tabi tutulsalarda Şehzade ve Prens olmaktan çok, aslında sadece iki çocuk, iki oyun arkadaşıdırlar. Edirne Sarayı, bahçesi ve koridorlarında bu iki afacan çocuğun mutlu çığlıklarıyla yankılanmakta, koşuşmaları ile neşelenmektedir. O günlerde, Şehzade Mehmet ile Prens Vlad’ın kan kardeşi olduğu bile söylenir.

Şehzade Mehmet 12 yaşına girdiğinde, artık babasının yerine geçmesi ve yöneticilik deneyimi kazanması için,  adet olduğu üzere şehzade eğitimini alacağı Manisa’ya gitme zamanı gelir. Şehzade, Edirne’den Manisa’ya doğru yola çıkarken, Prens Vlad’ın, güvenlik nedeniyle Eğrigöz Kalesi’ne gönderildiği söylenir. Romanyalı tarihçi Jorga, II. Vlad’ın bu konuda, rehine olan Vald ve Radu’nun“eski Bizans şehri Nif, Türk kaynaklarına göre ise Karaman Beyliği’ndeki Eğrigöz’e götürüldüler.” bilgisini vermektedir.

Oysa Şehzade Mehmet ile eş zamanlı olarak yola çıkan Prens Vlad’ın istikameti ise Nif, yani Kemalpaşa’dır. Prens Vlad, kan kardeşi Şehzade Mehmet’e en yakın, en güvenli bölgeye nakledilmiş ve çocukluk günlerini Nif Kalesi’nde geçirmiştir. Devrin padişahı Sultan II.Murat, Prens Vlad’ıNif’e gönderirken “özenle korunmasını” tembih etmiştir. Pek çok kale içerisinde özellikle Nif Kalesi’nin seçilmesi, Vlad’ı, kalenin fiziksel nitelikleri ve özellikle iyi bir koruma için çok güvenli olmasının yanı sıra Nif’in, Şehzade Mehmet’in bulunduğu Manisa’ya yakın olmasıdır.Şehzade Mehmet’in neredeyse tek oyun arkadaşı ile aynı ortamda bulunmak istemesi üzerine, babası Sultan II. Murat’ın, veliahtı konumunda bulunan, çok sevdiği oğlu Mehmet’in ricasını kırmamak için küçük Vlad’ın, Nif’e getirilmesi insanî nedenlerle açıklanabilecek ve anlaşılabilecek bir durumdur. 

Vlad Drakula, Nif Kalesi’nde geçirdiği çocukluk ve gençlik yıllarından sonra Fatih Sultan Mehmet tarafından Eflak voyvodası olarak görevlendirilir. Babası II.Vlad’dan sonra Eflak voyvodası olan III.Vlad, ilk zamanlar kan kardeşi Fatih Sultan Mehmet’e ve Osmanlı Devleti’ne karşı bağlılığının gerektirdiği sorumlulukları yerine getirir. Ancak zaman geçtikçe, çevresindeki kışkırtıcıların etkisiyle ve bir takım madde bağımlılıkları nedeniyle Osmanlı Devleti’ne başkaldırır. Öyle ki Fatih’in elçisi Hamza Bey’i vahşice öldürür, 15 bine yakın kişiyi yağlı kazıklara geçirerek korkunç bir şekilde ve işkence ederek öldürür.

III.Vlad’ın vahşi bir biçimde öldürdüğü Hamza Bey de Nif/Kemalpaşa için yabancı bir isim değildir. Hamza Bey, Kemalpaşa’da bir hamam ve bir medrese yaptırır. Bu hamam muhtemelen yakın zamanda restorasyonu yapılan hamamdır. Tarihi hamamı yaptıran ve gelirini de günümüzde Çarşı Camii olarak bilinen camiye vakfeden kişi işte bu Hamza Bey’dir.

Fatih Sultan Mehmet’in tahammül sınırlarını aşan da asıl adı Malkoçoğlu Hamza Bey’in öldürülmesi olur. 1461’deki Trabzon seferinden sonra Eflak’a ordusuyla giden Fatih, kan kardeşi III.Vlad’ı, meşhur kalesi Poeinari’deki 900 metre yükseklikteki şatosunda kuşatır. III.Vlad için artık hiçbir çıkış yolu kalmamıştır. Ancak Fatih, askerlerini kuşatma halinde bırakarak Osmanlı Devleti’nin yeni başkenti olan İstanbul’a döner. Kuşatmanın gevşemesinden faydalanan III.Vlad, şatodan iner, izini kaybettirmek ve arkasından gelen askerleri yanıltmak için atının nallarını ters çakarak Poeinari Şatosu’ndan kaçmayı başarır. Ancak bu kaçış, III.Vlad’ın kurtuluşu olmaz, yolda Macar askerlerince esir alınır. 14 yıl boyunca Macaristan’da bir zindanda esir hayatı yaşar.  Bu zindandan firar etmeyi başaran ya da bir şekilde kaçırılan III.Vlad, kaçış yolu üzerindeki ormanda pusuya düşürülerek öldürülür. 

Vlad’ın maceralı hayatı böylece sona erer; gövdesinden kesilerek ayrılan başı, öldüğünün kanıtı olarak İstanbul’a, Fatih Sultan Mehmet’e gönderilir; gövdesi ise vasiyeti gereği, kendi yaptırdığı Snagov Manastırı’nda rahibin üzerinde vaaz verdiği mermerin altına gömülür. III.Vlad’ın hayatı böylece sona ermiş olur. Ancak Romanya’da yapılan kazı çalışması sırasında, III.Vlad yani Kont Drakula’nın defnedildiği Snagov Manastırı’nda gömülü olan, başsız cesedi bulunamaz. Kont Drakula, gömüldüğü yerde değildir; cesedin nasıl kaybolduğuna ve nerede olduğuna ilişkin gizem hiçbir zaman çözülemez. Kont Drakula’nın ölümsüz bir ruha sahip olduğu inancı da böylece tüm dünyaya yayılır.

 
Etiketler: KONT, DRAKULA, KEMALPAŞA'DA,
Yorumlar
Haber Yazılımı