Haber Detayı
28 Ekim 2019 - Pazartesi 12:00
 
1948, KEMALPAŞA – II
Kemalpaşa’ya 1948 yılında gelen “meçhûl” bir gezgin olan 2. Evliya Çelebi, gözlemlerini gerçekçi bir biçimde kaleme almış; gördüklerini yer yer esprili bir biçimde anlatmış. 71 yıl önceki ile günümüzdeki Kemalpaşa’yı kıyaslamak adına okumanızı umuyorum…
DİĞER Haberi
1948, KEMALPAŞA – II

Otobüsümüz Belediye binasının önünde durmuştu. Burada indik. Belediye binasına girdim. Ve doğruca eski bir dost ve ahbabım olan belediye muhasebecisi Baron lakabı ile anılan Hasan Baran beyi ziyaret ettim. 

 

Bu arkadaşı Ödemiş’te bulunduğum senelerde tanımıştım. Teşkil ettiğimiz “Altın Ova” spor kulübünde bu abd-i fakir umumî kâtibi o da kulübün gözbebeği ve hücum hattının merkez muhaccimi idi.

 

Bir birimizi görünce sarıldık, öpüştük, hal ve hatır sorduk. On yedi seneden beri bir birimizi görmemiştik. Eski bekârlık devirlerini, futbol oyunlarını yad ettik.Neden sonra ziyaretimin sebebini sordu:


–Burada, Çayırlık mevkiinde aileden kalma sekiz on dönümlük bir bağ var. Hanım yengemin üzerine kayıtlıdır. Bu bağı satmak veya icar eylemek düşüncesiyle geldim. Senin de kıymetli yardımlarını rica edeceğim. Arkadaşım elinden gelen her yardımı esirgemeyeceğinivaad etti. Elindeki tapu kayıtlarını tetkik ederek bağın bulunduğu mahalli tesbit etti. Sonra:
–“Evet” dedi, “burada harap bir bağ olacak. Evvelce burasını Yağcı Hasan isminde birisi bakar, tımar ederdi. Dört beş senedir bakılmadı, bağ iken dağ oldu.” dedi. 
–“Evet. Tamam” dedim. “O bağdır. Üzüm para etmeyince ve soğuklar da yakınca ortakçı burasını ihmal etti.”

Bağın vaziyetine dair bir hayli görüştükten sonra şehir hakkında malûmat aldım.
Kaza kaymakamı Şerif Eper imiş. Belediye reisi Ahmet Erzin Bey’dir ve (…) Partisi’ndendir. 1918 senesinde 1200 hanelik olan kasaba bu gün 785 haneye düşmüştür. Şehir; şimalde Spylus “Yamanlar” ve “Manisa” dağlariyle cenupta Golos “Nif dağı” arasında ufak tepelerle arızalanmış geniş ve uzun bir ovaya nazır olarak Nif dağı eteklerinde kurulmuştur.

 

Zengin meşe, kayın, çam ve ardıç ağaçları ile kaplı dağ yamaçlarından inen bol ve buz gibi sularla beslenen ova cennet misalidir. Ve Kemalpaşa kasabası da baştan başa bağlar, zeytin ve kiraz ağaçları ile kaplı bu ovaya nazır bir vaziyette bol suların geçtiği ve koyu ağaç yeşillikleri ile gölgelenmiş küçük bir yamacın arasında bina edilmiştir. Şehrin üst kısmında eski Nemfiyo’nun kasaba ve kale harabeleri görülmektedir. 

 

Bir kısım caddelerden dağdan inen berrak buz gibi sular akar. Bahçelerindeki kiraz ağaçları kasabanın bu güzelliğini bir kat daha arttırır.Birçok yerlerden akan menba suları dağlardan inen kar suları ile karışarak eski devirlerde Kryios ıtlak olunan “NifÇayı”nı teşkil eder. Bu su, Kemalpaşa ovasını baştanbaşa sulayarak şarka doğru yürür ve nihayet Hermus (Gediz) nehrine dökülür.

 

Buranın yumuşak ve sıhhate çok uygun temiz havası, güzel bir iklimi vardır. Bundan altı yedi yüz sene evvel bu güzel diyarın kıymetini bilen Bizanslılar her halde bu sebepler için bu şehri gezme ve eğlence mahalli yapmış olacaklardır. Fakat mateessüf zamanımızda bu kasaba mühmel kalmış ve iktisadî şartların da zebunu olarak fakir düşmeğe yüz tutmuştur.

 

Bu sür’at ve terakki asrında bu kasaba İzmir’in pek âlâ bir sayfiye ve eğlence yeri olabilir. İstirahat ve tebdil-i hava için en münasip ve cennet gibi bir yerdir. Amma ki kadir ve kıymetini bilen yok, belki bilenler vardır. Amma yarım saate gelinecek bir yolu böyle balık istifi misali bir seyahatle bir saat bir çeyrekte gelirsen tabii buraya kimse rağbet etmez.

 

Sonra bu kasabada bir tek otel bulamazsınız. Evvelâ kaymak gibi bir yol sonra seyyahların eyice istirahat edeceği oteller olsa belki buraya rağbet edenler çoğalır.Böyle tabii güzelliğe, iyi hava, hafif ve buz gibi sulara mazhar olan bu cennet gibi yerin böyle bakımsız kalmasına doğrusu acıdım. Ve içimden Bizans İmparatorları’na gıpta ettim. Onlar demek bizden de akıllı imişler. 

 

Bir zamanlar Kemalpaşa kazasında 107 bin dönümden fazla bağ vardı. O vakitler yalnız bu kaza ve köyleri 6.000 ton üzüm istihsal ederdi. Fakat üzümün para etmemesi bir çok bağların -bizim bağ gibi- kurumasına, sökülüp yerine kiraz ağacı dikilmesine veya tarla yapılmasına sebep olmuş, üzümcülük gün geçtikçe inhitata başlamıştır.Eskiden 77 bin zeytin ağacı bulunan bu kasabada şimdi ancak halkının iaşesine yetecek kadar zeytin kalmıştır. 140 bin kiloya yakın tütün zer’iyatı da hemen hiç denecek hale düşmüştür.Bu vaziyet devam eder ve iktisadî şartlar düzelmez ise bir gün bu kazanın bir köy haline ineceğini teessürle müşahede edeceğiz.

 

Kemalpaşa kazasında arsenik, gümüş ve altın madenleri de vardır. 47 bin kilometre murabbaını bulan ormanları çok zengindir. Arazisinin genişliği 440 bin kilo metre murabbaını bulur. 1934 senesinden evvel 21.969 nüfus vardı. Bu gün 18.000 nüfusu zor bulur. Bu da gün geçtikçe inhitata doğru yürüdüğüne alâmetti. 

 

Vakit öğle olmuştu. Kalktık, İzmir’den gelip Kemalpaşa’dan Turgutlu kasabasına giden yol üzerinde durak yeri olan ve önünden bol bir su akan bir kahvenin iri kayın ağacı altında oturduk.  Suların şırıltısı hafif ve serin bir havanın gönülleri açan ferahlığı içinde bir öğle taamı yaptık. Kahvelerimizi içtikten sonra bağı görmek üzere yola çıktık. Hemen kahvenin yanından aşağı doğru inen, iki arabanın yan yana geçebileceği taşlıklı bir yola sapmıştık. Bu yolun adı da Taşlı Yol imiş. Bir çok defalar yolun taşları belediye tarafından temizlenmekte ise de birden biter gibi daima buradan taş çıkarmış.

 

Yolun iki tarafında envai çeşit meyve ağaçları vardı. Hendek kenarlarına da kavak ağaçları dikilmişti. İki taraf bağ ve kirazlıktı. Biz de güneşin yakıcı olmasına rağmen bu ağaçların gölgesi altında serince ilerliyor, sol tarafımızdaki bir hendek içinden akan bol bir suyun şırıltısını işidiyorduk. 

 

Hasan Bey’le görüşe görüşe bağa geldik ve bağın perişan halini gördük. Cidden adam boyu otlar her tarafı kaplamıştı. Gördüğümüz yer bir bağ değil, münbit ve sulak bir topraktan fışkıran çalılar ve tikenlerle dolu bir fundalıktı.Mevkii iyice gördükten sonra döndük. Yolda buranın satılması veya imârı hakkında fikir ve mütaâlalar beyan ederek kasabaya avdet ettik.


Ben kasabayı gezmek ve halkla tanışarak dertleşmek üzere çarşıya çıktım. Arkadaşım da akşam buluşmak üzere dairesine gitti.”

İkinci Evliya Çelebi’nin “İzmir’e Seyahat” adlı kitabının 77. ve 86. sayfaları arasında yer alan yer alan, Kemalpaşa gezisine ilişkin yazdıkları burada sona eriyor. Yazar, serinin ilk kitabı olarak yazdığı ve iki ayrı matbaada bastırmak zorunda kaldığını söylediği “İzmir’e Seyahat”in ardından bu seyahat serisini dört kitapta tamamlamayı ya da sürdürmeyi planlamış. Bunu, kitabın sonuna koyduğu nottan öğrenebiliyoruz. 

 

İkinci Evliya Çelebi, serinin ikinci ve üçüncü kitabının ara başlıklarını, dördüncü kitabının ise ana konusunu okuyucusuna, ilk kitabın sonunda duyurmuş. İkinci kitapta, ilk iki başlık olarak “Kemalpaşalıların dertleri” ve “Bugünkü Kemalpaşa kazası” adlı bölümleri yazmayı tasarlamış. Hatta belki yazmış bile olabilir. Ancak, yaptığım tüm araştırmalar sonucunda bu serinin ikinci kitabının basılmış olduğuna ilişkin herhangi bir kayda ve ize ne yazık ki rastlamadım. Hiç şüphesiz İkinci Evliya Çelebi’nin, Kemalpaşa hakkında yazdıkları, Kemalpaşa’nın yakın dönemdeki tarihini ve yeni kimliğini yansıtması açısından bize önemli veriler sunabilirdi. Sunabilirdi ancak Kemalpaşa ve yakın bölgesi tarihini aydınlatacak, bu kitap ve benzeri vesikalar ne yazık ki günümüze ulaşamamıştır.

Kaynak: Editör:
Etiketler: 1948,, KEMALPAŞA, –, II,
Yorumlar
Haber Yazılımı